Yılda Bir Gün Gazeteci Olanlar ve 365 Gün Direnenler
10 Ocak’ta çoğalan unvanlar, yıl boyu yalnız bırakılan emek
10 Ocak Gazeteciler Günü, bu ülkede ne yazık ki gazeteciliğin kıymetinin hatırlandığı bir gün olmaktan çoktan çıkmış, gazeteci olmayanların bir gecede “gazeteciye dönüştüğü” sembolik bir vitrine dönüşmüştür. Takvim yaprakları 10 Ocak’ı gösterdiğinde, yılın geri kalan 364 günü ortalıkta görünmeyen, ne bir haber sitesinde adı olan ne de bir haberin yükünü omuzlamış kişiler, sosyal medya paylaşımlarıyla bir anda meslektaş kesilir. İki fotoğraf, üç etiket, birkaç klişe cümle… Hepsi bu.
Gazetecilik, bir paylaşım mesleği değildir. Gazetecilik, bir kartvizit, bir davetiye listesi, bir protokol fotoğrafı hiç değildir. Gazetecilik; süreklilik ister, emek ister, bedel ister. Sabahın köründe başlayan, gecenin karanlığında biten bir mesaiyi; kimi zaman tehdit, kimi zaman dışlanma, kimi zaman ekonomik yoksunluk pahasına sürdürmeyi gerektirir. Ancak tam da bu yüzden, bu meslek her önüne gelenin taşıyabileceği bir unvan değildir.
Bugün gazetecilik, içeriden içeriye aşındırılmaktadır. En tehlikelisi de budur. Sansür yalnızca dışarıdan gelmez; suskunlukla, konformizmle, “rahatsız etmeme” konforuyla da gelir. Haber kovalamayan, soru sormayan, eleştirmeyen, yazmayan, risk almayan ama her törende en önde duran bu kalabalık; gerçek gazeteciliğin içini boşaltan en büyük tehdittir. Çünkü onlar sustukça, gerçek gazetecilerin sesi daha da kısmaya çalışılır.
Yılın 364 günü boyunca sokakta olanlar vardır. Belediyenin kapısında bekleyen, adliye koridorlarında sabahlayan, köy yollarında kaza haberi kovalayan, bir ihmalin, bir usulsüzlüğün, bir adaletsizliğin izini sürenler… Onlar için gazetecilik bir gün değil, bir hayat biçimidir. Onlar için gazetecilik; vergi öderken de, kira yatırırken de, faturalarla boğuşurken de, “Bu haber yayınlanır mı?” kaygısıyla sabaha kadar bilgisayar başında beklerken de sürer.
Bu insanlar çoğu zaman alkışlanmaz. Davet edilmezler. Korunmazlar. Aksine, rahatsız ettikleri için sevilmez, yazdıkları için hedef alınır, susturulmak istendikleri için yalnız bırakılırlar. Ama yine de vazgeçmezler. Çünkü gazetecilik, vazgeçme lüksü olmayan bir meslektir. Çünkü kamuoyunun bilme hakkı, kişisel konforun çok üzerindedir.
Öte yandan, yılda bir gün gazeteci olanlar vardır. Mikrofonu eline alır ama sorduğu soruyu habere dönüştüremez. Basın toplantısında bulunur ama orada bulunma gerekçesi habercilik değil görünürlüktür. Eleştirmez, sorgulamaz, yazmaz; ama meslek adına konuşur. En tehlikelisi de budur: Emeği olmayanın, emeğin sözcülüğüne soyunması.
Bu durum yalnızca etik bir sorun değildir; mesleğin geleceğini tehdit eden yapısal bir çöküştür. Gazetecilik, niteliğini kaybettikçe itibarsızlaşır; itibarsızlaştıkça da gerçek gazetecilerin sesi daha az duyulur. Bugün “herkes gazeteci” algısı, aslında kimsenin gazeteci olmadığı bir zemini beslemektedir.
10 Ocak bu nedenle bir kutlama günü olmaktan çok, bir muhasebe günü olmalıdır. Kim gerçekten gazetecidir? Kim haber üretmiştir? Kim kamu yararını öncelemiştir? Kim bedel ödemiştir? Bu soruların cevabı, paylaşılan fotoğraflarda değil; yıl boyunca yapılan işlerde gizlidir.
O yüzden evet, yılda bir gün gazeteci olanların günü kutlu olsun. Onlar için bu bir unvan günüdür, bir vitrin günüdür.
Ama bilinmelidir ki; gerçek gazeteciler için böyle özel günlere ihtiyaç yoktur. Çünkü onlar için her gün gazetecilik vardır. Her gün mücadele vardır. Her gün risk, her gün emek, her gün sorumluluk vardır.
Biz gazeteciliği takvim yapraklarında değil, hayatın tam ortasında yapıyoruz.
Ve bu yüzden bizim için zaten her gün gazeteciler günüdür.