Metin KURT

Tarih: 17.01.2026 21:07

Güven: En Erken Kaybettiğimiz, Yokluğunu En Ağır Ödediğimiz Değer

Facebook Twitter Linked-in

Bir Günde Yıkılan Güven, Yılların Emeğini Götürür


Güven: En Erken Kaybettiğimiz, Yokluğunu En Ağır Ödediğimiz Değer

Güven; en erken kaybettiğimiz ve eksikliğini en çok duyduğumuz şeydir. Hayatın her alanında sessizce inşa edilir, çoğu zaman fark edilmez; fakat bir kez sarsıldığında gürültülü bir yıkım bırakır ardında. İnsan ilişkilerinden toplumsal düzene, ticaretten siyasete, aileden devlete kadar her yapının temel harcı güvendir. O harç çatladığında, en sağlam görünen duvarlar bile ayakta kalamaz.

Bir bilgenin dediği gibi, “Güven cam gibidir; kırıldığında yapıştırılsa bile çatlakları kalır.” İnsan, güvenerek başlar hayata. Çocuk, annesinin sesine güvenerek yürür; genç, dostunun sözüne güvenerek yola çıkar; toplum, yöneticisine güvenerek sabreder. Güven yoksa şüphe başlar, şüphe varsa huzur biter.

Bir Hikâye, Bir Ders

Rivayet edilir ki; bir kasabada herkesin saygı duyduğu yaşlı bir tüccar yaşarmış. Söz verdi mi yerine getirir, borç aldı mı günü gelmeden ödermiş. Yıllar içinde adı, “güven” ile anılır olmuş. Günün birinde küçük bir menfaat uğruna teraziyi eksik tartmış. Kimse fark etmemiş belki, ama o günden sonra insanlar içten içe şüphe etmeye başlamış. Aylar sonra dükkânı eskisi gibi dolmamış. Bir gün çırak dayanamayıp sormuş:
“Usta, kimse senin yaptığını bilmiyor. Neden işler bozuldu?”
Yaşlı tüccar şu cevabı vermiş:
“Evlat, insanlar benim ne yaptığımı değil, ne yapabileceğimi düşünmeye başladı. Güven bir kere gitti mi, gerisi sessizliktir.”

Bu hikâye, güvenin ne kadar kırılgan ve bir o kadar da hayati olduğunu anlatır. Güven, kaybedildiğinde geri gelmesi en zor değerdir. Çünkü insanlar hatayı değil, niyeti sorgular.

Toplumda Güven Erozyonu

Bugün en büyük krizler ekonomik ya da siyasi değil; güven krizleridir. İnsan, yöneticisine güvenmediğinde umut etmez. Vatandaş, adalete güvenmediğinde susar ama kabullenmez. Esnaf, müşterisine; çalışan, işverenine; hasta, doktora güvenmediğinde sistem tıkanır. Güvenin olmadığı yerde sözleşmeler uzar, denetimler artar, ilişkiler mekanikleşir. Oysa güven varsa, imza atılmadan da söz yeterlidir.

Bir başka ibretlik söz der ki: “İnsanı ayakta tutan omurgasıdır, toplumu ayakta tutan güvendir.” Omurgası kırılan insan nasıl yürüyemezse, güvenini kaybeden toplum da ilerleyemez.

Güveni Kaybetmek Kolay, İnşa Etmek Zor

Güven, damla damla birikir; fakat bir selde yok olur. Bir yalan, bir ihmal, bir çifte standart… Çoğu zaman “küçük bir şey” diye geçiştirilen davranışlar, aslında büyük yıkımların başlangıcıdır. Çünkü güven, tutarlılık ister. Söylenenle yapılanın, vaatle icraatın, sözle duruşun aynı hizada olmasını bekler.

İbretliktir: “İtibar, yıllarca kazanılır; bir günde harcanır.” Güven de böyledir. Bir kere zedelendi mi, insanlar sizi dinler ama inanmaz; yanınızda olur ama arkanızdan konuşur; yüzünüze güler ama mesafesini korur.

Son Söz Yerine

Güven; ne parayla satın alınır ne de makamla zorla kabul ettirilir. O, ancak ahlakla, samimiyetle ve süreklilikle kazanılır. Herkesin kendine sorması gereken basit ama ağır bir soru vardır:
“Bana güvenilmesini istiyorum ama ben güvenilir miyim?”

Unutulmamalıdır ki; güven kaybolduğunda sadece ilişkiler değil, gelecek de yaralanır. Ve bazen en büyük ders, yaşanan bir kaybın ardından şu cümlede saklıdır:
“Keşke o gün, küçük gördüğüm şeyi yapmasaydım.”


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —