Metin KURT

Tarih: 10.01.2026 13:59

Bir Gün Hatırlanan Gazetecilik, 365 Gün Unutulan Emek

Facebook Twitter Linked-in

Bir Gün Hatırlanan Gazetecilik, 365 Gün Unutulan Emek

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü, bir kez daha tebrik mesajları ve temennilerle geçiştirildi. Ancak kimse, gazetecilere “Nasılsınız?” diye sormadı. Türkiye’de gazetecilik; güvencesizlik, baskı, düşük ücret ve yalnızlıkla mücadele ederken, “Basın öne eğilmesin” sözü her geçen gün daha ağır bir anlam kazanıyor.

BASIN ÖNE EĞİLMESİN DİYE: TÜRKİYE’DE GAZETECİLİĞİN ACI TABLOSU

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü…
Takvim yapraklarında özel, sosyal medyada süslü cümlelerle anılan, birkaç saatlik nezaket mesajlarına sıkıştırılan bir gün daha geride kaldı. Kurumlar paylaştı, siyasetçiler kutladı, yöneticiler fotoğraf verdi. Ancak kimse sormadı:

Gazeteciler gerçekten nasıl?
Geçinebiliyorlar mı?
Güvende hissediyorlar mı?
Mesleklerini özgürce yapabiliyorlar mı?

Sorulmadı. Çünkü bu soruların cevabı, kutlama metinlerine sığmayacak kadar ağır.

BİR GÜNÜN ŞATAFATI, YILIN GERÇEĞİNİ ÖRTEMİYOR

Gazeteciler Türkiye’de yalnızca 10 Ocak’ta hatırlanıyor. Sonrasında ise aynı döngü devam ediyor:
– Düşük maaşlar
– Sigortasız ya da eksik sigortalı çalışma
– Uzayan mesailer
– İş güvencesinin olmaması
– Hukuki ve idari baskılar
– Fiziksel ve sözlü saldırılar

Basın kartı, artık birçok gazeteci için “koruma kalkanı” değil; tam tersine hedef haline gelmenin bir simgesi.

VERİLER NE DİYOR?

Ulusal ve uluslararası basın örgütlerinin raporları, Türkiye’de gazeteciliğin içinde bulunduğu tabloyu açıkça ortaya koyuyor:

Türkiye, basın özgürlüğü endekslerinde uzun süredir alt sıralarda yer alıyor.

Yüzlerce gazeteci hakkında soruşturma, dava ya da adli kontrol süreçleri işletiliyor.

Yerel basında çalışan gazetecilerin büyük bölümü asgari ücretin altında ya da sınırında gelirle yaşam mücadelesi veriyor.

Yerel gazetelerin önemli bir kısmı resmî ilan gelirlerine bağımlı, bu da editoryal bağımsızlığı zedeliyor.

Dijitalleşme bahanesiyle tecrübeli gazeteciler sistem dışına itiliyor, gençler ise güvencesiz sözleşmelerle çalıştırılıyor.

Bu tablo, gazeteciliğin bir meslek olmaktan çıkıp, adeta “katlanma sanatı”na dönüştüğünü gösteriyor.

YEREL BASIN: SESSİZ ÇIĞLIĞIN ADI

Türkiye’de basının bel kemiği yerel gazeteciliktir. Ancak en ağır yükü de yerel basın taşır.

Anadolu’da bir gazeteci;
– Muhabirdir,
– Editördür,
– Fotoğrafçıdır,
– Dizgicidir,
– Dağıtımcıdır,
– Zaman zaman da hukukçudur.

Buna rağmen çoğu zaman emeğinin karşılığını alamaz. Yerel gazeteler kapanır, internet siteleri ayakta kalmaya çalışır, gazeteciler meslekten kopar. Kapanan her yerel gazete, bir şehrin hafızasının silinmesi demektir.

OTOKONTROL DEĞİL, OTOSANSÜR

Bugün gazeteciliğin en büyük sorunlarından biri, açık baskıdan çok otosansürdür.
İşten atılma korkusu, ilan kesilmesi tehdidi, dava yükü; gazeteciyi kalemiyle baş başa bırakmaz. Haber yazılmadan önce “yazarsam ne olur?” sorusu sorulur hale gelmiştir.

Bu durum, yalnızca gazetecinin değil, toplumun haber alma hakkının gasp edilmesidir.

“BASIN ÖNE EĞİLMESİN” DEMEK YETMİYOR

“Basın öne eğilmesin” sözü, duvarlara asılacak bir slogan değildir.
Bu söz;
– Güvenceli çalışma,
– İnsanca ücret,
– Hukuki koruma,
– Editoryal bağımsızlık,
– Şiddete karşı caydırıcı yaptırımlar
olmadan anlamını yitirir.

Gazeteci açken, tehdit altındayken, yalnız bırakılmışken; kaleminden cesaret beklemek samimi değildir.

GAZETECİLİK DEMOKRASİNİN SÜSÜ DEĞİL, TEMELİDİR

Özgür basın; iktidarlar için rahatsız edici olabilir. Ancak unutulmamalıdır ki gazetecilik;
– Muhalefet değildir,
– Düşman değildir,
– Tehdit hiç değildir.

Gazetecilik, kamunun vicdanıdır. Susturulan her gazeteciyle birlikte, toplum biraz daha karanlığa itilir.

SON SÖZ

10 Ocak’ta tebrik edilen gazeteciler, 11 Ocak’ta yine yalnızdır.
Ama şunu herkes bilmelidir:

Gazetecilik, yalnızca bir meslek değil; kamu adına bedel ödemeyi göze alan bir duruştur.

Gerçek kutlama;
paylaşım yapmakla değil,
sorunları çözmekle olur.

Ve basın; eğilirse değil, yalnız bırakılırsa kaybeder.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —