Gündelik yaşamın koşuşturmacası içinde önemsiz görülen bazı rutinlerin, beyindeki amigdala bölgesini aşırı uyararak kaygı bozukluğunu (anksiyete) tetiklediği belirlendi.
Nörobilimciler ve psikoloji uzmanları, özellikle üç gün üst üste tekrarlanan hatalı alışkanlıkların, vücudun stres hormonu olarak bilinen kortizol dengesini kalıcı olarak bozduğunu ifade etti.
Beslenme alışkanlıklarının ruh sağlığı üzerindeki doğrudan etkisini inceleyen uzmanlar, yüksek şekerli ve işlenmiş gıdaların bağırsak mikrobiyotasını tahrip ettiğini vurguladı.
Harvard Tıp Fakültesi’nden Dr. Uma Naidoo, beslenme ile beyin arasındaki bu güçlü bağı işaret ederek, üç gün boyunca yoğun şeker tüketiminin vücutta enflamasyonu artırdığını ve bunun sonucunda "beyin sisi" ile yoğun kaygının ortaya çıktığını dile getirdi.
Naidoo, bağırsaklardaki serotonin üretiminin bu süreçte sekteye uğradığının altını çizdi.
Uyku öncesi kontrolsüz teknoloji kullanımının, melatonin hormonunu baskılayarak beyni sürekli bir "tehdit algısı" modunda tuttuğu kaydedildi.
Stanford Üniversitesi’nde nörobiyoloji profesörü olan Dr. Andrew Huberman, sabahın ilk saatlerinde doğal ışık almamanın ve gece geç saatlerde ekrana bakmanın sirkadiyen ritmi bozduğunu belirtti.
Huberman, bu döngünün 72 saat devam etmesi durumunda, otonom sinir sisteminin sempatik kolunun aşırı aktif hale gelerek panik atak benzeri semptomları tetiklediğini aktardı.
Sosyal medyada sürekli olumsuz haberlere maruz kalma (doomscrolling) alışkanlığının, bilişsel yükü artırarak zihni savunmasız bıraktığı saptandı.
Pennsylvania Üniversitesi'nden psikolog Dr. Martin Seligman, kontrol edilemeyen bilgi akışının bireylerde "öğrenilmiş çaresizlik" duygusunu beslediğini ifade etti.
Üç günlük bir süreçte filtrelenmemiş ve yoğun veri akışına maruz kalmanın, beynin prefrontal korteks bölgesini zayıflatarak mantıklı düşünme yetisini körelttiğini sözlerine ekledi.
Kaynak: Haber Merkezi