Mikroskobik boyutlarıyla gözle görülmesi neredeyse imkânsız olan tardigradlar, bilim dünyasını hayrete düşüren bir hayatta kalma yeteneğine sahip.
-200 °C’lik dondurucu soğuklardan 150 °C’lik kavurucu sıcaklara, okyanusların ezici basıncından uzayın ölümcül vakum koşullarına kadar her ortamda yaşamını sürdürebilen bu canlılar, adeta doğanın en dayanıklı varlıkları olarak tanımlandı.
Bilim insanları, bu mikroskobik canlıların genetik ve biyolojik mekanizmalarını çözmek için yoğun bir çalışma içinde.
Tardigradlar, 0.1 ila 1 milimetre boyutlarında, sekiz bacaklı, sucul ortamlarda yaşayan mikroskobik canlılar.
İlk olarak 1773 yılında Alman zoolog Johann August Ephraim Goeze tarafından keşfedilen bu canlılar, "su ayıları" olarak da biliniyor.
İsveç’teki Uppsala Üniversitesi’nden biyolog Dr. Ingemar Jönsson, tardigradların ekstrem koşullara karşı geliştirdiği adaptasyonların, biyolojinin sınırlarını zorladığını belirtti. Jönsson, “Tardigradlar, yaşamın ne kadar esnek olabileceğini gösteriyor. Bu canlılar, metabolizmalarını neredeyse tamamen durdurarak ‘kriptobiyoz’ adı verilen bir duruma geçiyor. Bu, onların aşırı sıcaklık, radyasyon ve susuzluk gibi koşullarda hayatta kalmasını sağlıyor” dedi.
Kriptobiyoz, tardigradların vücutlarındaki suyu minimuma indirerek bir tür “uyku” haline geçtiği bir süreç. Bu durumda, canlılar metabolik aktivitelerini %0.01’e kadar düşürebiliyor.
Japonya’daki Keio Üniversitesi’nden moleküler biyolog Dr. Takekazu Kunieda, tardigradların bu yeteneğinin, özel proteinler ve antioksidan mekanizmalar sayesinde gerçekleştiğini açıkladı. Kunieda’nın 2016’da Nature Communications’ta yayımlanan çalışması, tardigradların DNA’sını koruyan “Dsup” adlı bir proteinin, yüksek dozda radyasyona karşı koruma sağladığını ortaya koydu. Bu protein, hücrelerin DNA hasarını onarmasına yardımcı olarak tardigradları neredeyse “ölümsüz” kıldı.
UZAYDA HAYATTA KALAN CANLILAR
Tardigradların dayanıklılığı, sadece Dünya ile sınırlı değil. 2007 yılında Avrupa Uzay Ajansı’nın (ESA) FOTON-M3 misyonunda, tardigradlar uzayın vakum koşullarına ve yoğun kozmik radyasyona maruz bırakıldı. Şaşırtıcı bir şekilde, bu mikroskobik canlıların büyük bir kısmı hayatta kaldı ve Dünya’ya döndüklerinde yeniden canlandı.
İngiltere’deki Oxford Üniversitesi’nden astrobiyolog Dr. Daniela Billi, bu deneyin sonuçlarını şöyle değerlendirdi:
“Tardigradlar, uzayda yaşamın mümkün olup olmadığı sorusuna yanıt arayan bilim insanları için bir hazine. Onların biyolojik mekanizmaları, gelecekte insanlığın uzay yolculuklarında kullanılabilecek teknolojilere ilham verebilir.”
BİLİMSEL ARAŞTIRMALARDA YENİ UFUKLAR
Tardigradların bu olağanüstü dayanıklılığı, biyoteknoloji ve tıp alanında çığır açıcı uygulamalara kapı araladı.
ABD’deki California Üniversitesi’nden genetik bilimci Dr. Bob Goldstein, tardigradların protein yapılarının, ilaç geliştirme ve organ nakli gibi alanlarda kullanılabileceğini öne sürdü.
Goldstein, “Tardigradların DNA koruma mekanizmaları, insan hücrelerini radyasyondan korumak için kullanılabilir. Ayrıca, onların susuz ortamlara dayanma yeteneği, biyolojik materyallerin uzun süre saklanmasında devrim yaratabilir” dedi.
Son yıllarda, tardigradların genetik yapısını çözmek için yapılan çalışmalar hız kazandı.
Science Advances dergisinde yayımlanan bir araştırma, tardigradların stresli koşullarda aktive olan gen setlerini detaylı bir şekilde haritalandırdı. Bu genler, hücrelerin aşırı koşullarda hayatta kalmasını sağlayan proteinlerin üretimini tetikledi.
Araştırmacılar, bu mekanizmaların anlaşılmasının, iklim değişikliği gibi çevresel tehditlere karşı bitki ve hayvan türlerinin korunmasında da kullanılabileceğini düşündü
DOĞANIN KÜÇÜK DEVLERİ
Tardigradlar, boyutlarına rağmen doğanın en büyük hayatta kalma ustaları olarak bilim dünyasını büyülemeye devam ediyor.
Onların ekstrem koşullardaki dayanıklılığı, hem Dünya’daki yaşamın sınırlarını anlamak hem de uzayda yaşam arayışına katkı sağlamak için eşsiz bir fırsat sunuyor.
Dr. Jönsson, “Tardigradlar, bize yaşamın ne kadar dirençli olabileceğini öğretiyor. Onları anlamak, hem Dünya’daki hem de evrendeki yaşamın kökenlerini anlamak anlamına geliyor” diyerek bu küçük canlıların büyük etkisini vurguladı.
Bilim insanları, tardigradların sırlarını çözerek insanlık için yeni teknolojiler geliştirmeyi umdu. Bu mikroskobik canlıların, gelecekte hem tıpta hem de uzay araştırmalarında devrim yaratabileceği öngörüldü.
Doğanın bu küçük devleri, bize yaşamın sınırlarının hayal ettiğimizden çok daha geniş olduğunu gösterdi.
Haber: Burhan Şahin / Haber Merkezi